MİRASIN REDDİ (MİRASIN HÜKMEN REDDİ)

Bilindiği üzere miras, miras bırakanın ölümü ile birlikte bir bütün (küll) hâlinde mirasçılara geçer. Mirasın bir bütün hâlinde geçmesi demek, onun alacak ve borçları ile birlikte mirasçılara geçmesi demektir. Bir başka anlatımla mirasçılar sadece mirasın nimetlerinden istifade etmez, fakat aynı zamanda onun külfetlerine de katlanırlar, yani borçlarından da sorumlu olurlar.

İşte kimi durumlarda mirasçılar miras bırakanın borçlarından sorumlu olmamak için miras reddetme yoluna gidebilirler. Bu durum daha ziyade miras bırakanın borçlarının, mallarından daha fazla olması durumunda söz konusu olmaktadır. Mirasçı miras sebebiyle küçük bir kazanım elde edeyim derken büyük bir borcun yükümlüsü olmak istememektedir. Bu gibi durumlarda mirası red hakkı mevcuttur. İşte biz de bu yazımızda mirasın reddi müessesesini ele alacağız. 

Mirasın Reddi Davası

Uygulamada adına her ne kadar “mirasın reddi davası” denilmekte ise de mirasın reddi bu yöndeki bir irade açıklaması ile gerçekleşir. Bu irade açıklaması Sulh Hukuk Mahkemesine yapılır. Yazılı ya da sözlü olabilir. Bu sebeple mirasın reddinin bozucu yenilik doğurucu bir irade açıklaması olduğu ifade edilebilir. Ayrıca mirasın reddinin hükmen gerçekleşmesi de mümkündür. Öyleyse denilebilir ki, mirasın reddi iki türlüdür:

  1. Mirasın gerçek reddi
  2. Mirasın hükmen reddi

Şimdi mirasın reddinin bu iki şeklini ayrı başlıklar hâlinde inceleyelim.  

Mirasın Gerçek Reddi Nedir?

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun “Ret hakkı” başlıklı 605’ inci maddesi hükmü şu şekildedir:

“Yasal ve atanmış mirasçılar mirası reddedebilirler.” (TMK; m. 605/I)

Yasal mirasçılar miras bırakanın eş ve hısımlarından müteşekkildir. Kanun koyucu bu kişilerin mirası reddetme hakkına sahip olduğunu açıkça düzenlemiştir. 

Atanmış mirasçılar ise, miras bırakanın ölüme bağlı bir tasarrufla (miras sözleşmesi veya vasiyet) atamış olduğu mirasçılara denir. Bu kişilerin de mirası reddetme hakları bulunmaktadır.

Mirasın gerçek reddi, bu anlamda gerek yasal ve gerekse atanmış mirasçıların süresi içerisinde kendilerine intikal eden mirası reddettiklerin açıkça beyan etmeleri olarak ifade edilebilir. Mirasın gerçek reddini, mirasın hükmen reddinden ayıran husus, onun mirasçıların bizzat/yasal temsilcileri aracılığı ile harekete geçerek açık bir irade beyanı ile mirası reddetmeleridir.

Mirasçılar mirası yasal süresi içerisinde reddetmezler ise, miras bir küll halinde kayıtsız ve şartsız olarak aktif-pasif tüm unsurları ile mirasçılara geçer. 

“Yasal süre içinde mirası reddetmeyen mirasçı, mirası kayıtsız şartsız kazanmış olur.” (TMK; m. 610) 

Mirasın Hükmen Reddi Nedir?

Mirasın reddi kural olarak yukarıda ifade edildiği gibi mirasın gerçek reddi suretiyle olur. Eğer miras reddedilmemiş ise mirası red süresinin sonunda miras kayıtsız ve şartsız olarak aktif-pasif tüm unsurları ile mirasçılara geçer. Fakat kanun koyucu terekenin açıkça borca batık olduğu kimi durumlarda mirasçıların mirası reddettiğini karineten kabul etmiştir. Bir başka anlatımla bu gibi durumlarda mirasa sahip olmak için susmak değil, açıkça mirası talep ettiğini ifade etmek gerekir. Aksi takdirde miras, yasa gereği reddolunmuş sayılacaktır. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun konuya ilişkin hükmü şu şekildedir:

“Ölümü tarihinde mirasbırakanın ödemeden aczi açıkça belli veya resmen tespit edilmiş ise, miras reddedilmiş sayılır.” (TMK; m. 605/II)

Benzer bir durum “sonradan gelen mirasçılar yararına ret” hâlinde de söz konusudur.

“Mirasçılar, mirası reddederken, kendilerinden sonra gelen mirasçılardan mirası kabul edip etmeyeceklerinin sorulmasını tasfiyeden önce isteyebilirler. 

Bu takdirde ret, sulh hâkimi tarafından daha sonra gelen mirasçılara bildirilir; bunlar bir ay içinde mirası kabul etmezlerse reddetmiş sayılırlar. 

Bunun üzerine miras, iflâs hükümlerine göre tasfiye edilir ve tasfiye sonunda arta kalan değerler, önce gelen mirasçılara verilir.” (TMK; m. 614)

Mirasın reddi süresi

Mirasın reddinin yasal bir süresi vardır. Zira terekeye dahil malvarlığının akibetinin belirsiz bir tarihe kadar meçhul kalması en başta alacaklılar için kabul edilemez bir durum oluşturacaktır. 

A- Genel Olarak

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun konuya ilişkin düzenlemesi şu şekildedir:

“Miras, üç ay içinde reddolunabilir. 

Bu süre, yasal mirasçılar için mirasçı olduklarını daha sonra öğrendikleri ispat edilmedikçe mirasbırakanın ölümünü öğrendikleri; vasiyetname ile atanmış mirasçılar için mirasbırakanın tasarrufunun kendilerine resmen bildirildiği tarihten işlemeye başlar.”

Öyle ise mirası red süresi 3 aydır. Mesele bu sürenin ne zaman işlemeye başlayacağı noktasında ortaya çıkmaktadır. 

Yasal mirasçılarda bu süre mirasbırakanın ölümünü öğrenmeleri ile başlar. Ancak kişi –değişik sebeplerle- mirasçı olduğunu henüz bilmiyor ise, bu süre mirasçı sıfatına sahip olduğunu öğrenmesi ile başlayacaktır. Ancak bu durumun ispatı gereklidir.  

Atanmış mirasçıların mirası reddetmelerine ilişkin süre ise söz konusu tasarrufun kendilerine resmen bildirildiği tarihten itibaren işlemeye başlayacaktır. 

B- Terekenin Yazımı Hâlinde

Kimi durumlarda bir koruma önlemi olarak terekenin yazılması gündeme gelebilir. Bu durumlar TMK 590’ ıncı maddesinde şöyle belirtilmiştir:

“Aşağıdaki sebeplerden birinin gerçekleşmesi hâlinde sulh hâkimi terekenin defterinin tutulmasına karar verir: 

  1. Mirasçılar arasında vesayet altına alınmış olan veya alınması gereken kimse varsa,
  2. Mirasçılardan biri uzun süreden beri bulunamıyorsa ve temsilcisi de yoksa,

3. Mirasçılardan veya ilgililerden biri, ölüm tarihinden başlayarak bir ay içinde istemde bulunursa, 

Defter tutma işlemi gecikmeksizin tamamlanır.” (TMK; m. 590)

İşte bu gibi durumlarda terekenin yazımı tamamlanmadan mirası red süresi başlamayacaktır. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun konuya ilişkin düzenlemesi şu şekildedir:

“Koruma önlemi olarak terekenin yazımı hâlinde mirası ret süresi, yasal ve atanmış mirasçılar için yazım işleminin sona erdiğinin sulh hâkimi tarafından kendilerine bildirilmesiyle başlar.” (TMK; m. 607)

Ret Hakkının Geçmesi Hâlinde

Kimi durumlarda mirasçılardan birisi 3 aylık mirası reddetme süresi dolmadan önce vefat etmiş olabilir. Bu durumda ona düşen yasal miras hakkı kendi mirasçılarına geçeceğinden, söz konusu red hakkının da onlara geçmesi gerekir. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 608’ nci maddesi bu durumu düzenlemektedir:

“Mirası reddetmeden ölen mirasçının ret hakkı kendi mirasçılarına geçer. 

Bu mirasçılar için ret süresi, kendilerinin mirasbırakanına mirasın geçtiğini öğrendikleri tarihten başlar. Ancak bu süre, kendilerinin mirasbırakanından geçen mirasın reddi için mirasçıya tanınan süre dolmadıkça sona ermez. 

Ret sonucunda miras daha önce mirasçı olmayanlara geçerse; bunlar için ret süresi, önceki mirasçılar tarafından mirasın reddedildiğini öğrendikleri tarihten işlemeye başlar.” (TMK; m. 608)

Ret Süresinin Uzatılması

Kanun koyucu bazı önemli sebeplerin varlığı hâlinde ret süresinin uzatılabileceğini düzenlemiştir. Bu “önemli sebeplerin” neler olduğunu hâkim somut olaya göre belirleyecektir. Örneğin mirasçının ağır hastalığı sebebiyle ret işlemini süresinde yapamaması, mirasa dahil olan malların değişik ülkelerde bulunması nedeniyle terekenin gerçek durumunu tespit etmenin zor olması gibi sebepler önemli sebepler olarak kabul edilebilir.

“Önemli sebeplerin varlığı hâlinde sulh hâkimi, yasal ve atanmış mirasçılara tanınmış olan ret süresini uzatabilir veya yeni bir süre tanıyabilir.” (TMK; m. 615)

Mirasın reddi yetkili mahkeme

      4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 609’uncu madde hükmü şu şekildedir:

“Mirasın reddi, mirasçılar tarafından sulh mahkemesine sözlü veya yazılı beyanla yapılır.” (TMK; m. 609/I)

Bu beyanın hangi Sulh Hukuk Mahkemesi’ne yapılması gerektiği ise, aynı maddenin bir diğer fıkrasında şu şekilde ifade edilmiştir:

“Süresi içinde yapılmış olan ret beyanı, mirasın açıldığı yerin sulh mahkemesince özel kütüğüne yazılır ve reddeden mirasçı isterse kendisine reddi gösteren bir belge verilir.”

“Mirasın açıldığı yer” kavramına gelince bu kavram da aynı kanunun 576’ ncı maddesinde şu şekilde netleştirilmiştir:

“Miras, malvarlığının tamamı için mirasbırakanın yerleşim yerinde açılır.” (TMK; 576/I) 

Öyle ise mirasın reddi başvurusunun mirasın açıldığı yer, yani mirasbırakanın yerleşim yeri Sulh Hukuk Mahkemesinde yapılması gerekeceği açıktır.

Mirasın reddi halinde miras kime kalır?

Bu soruya verilecek cevap, mirası reddedenlerin kimliğine ve sayısına göre değişiklik gösterir. Bu sebeple konuyu ikili bir ayrım çerçevesinde incelemekte yarar vardır:

Mirasçılardan Birinin Mirası Reddi Hâlinde

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun konuya ilişkin düzenlemesi şu şekildedir:

“Yasal mirasçılardan biri mirası reddederse onun payı, miras açıldığı zaman kendisi sağ değilmiş gibi, hak sahiplerine geçer. 

Mirası reddeden atanmış mirasçının payı, mirasbırakanın ölüme bağlı tasarrufundan arzusunun başka türlü olduğu anlaşılmadıkça, mirasbırakanın en yakın yasal mirasçılarına kalır.” (TMK; m. 611)

Bu düzenleme çerçevesinde durumu şu şekilde ifade edebiriz:

  1. Eğer mirası reddeden kişi yasal mirasçı ise (eş, çocuklar vs.); bu durumda onun payı sanki mirasın açıldığı zaman sağ değilmişçesine hak sahibi olan kimselere geçecektir. Yani varsa altsoyuna geçecek, yoksa yatay olarak diğer hak sahiplerine eklenecektir. 
  1. Eğer mirası reddeden kişi atanmış bir mirasçı ise (miras sözleşmesi veya vasiyet); bu durumda bu pay –tasarrüftan aksi anlaşılmıyorsa- mirasbırakanın en yakın yasal mirasçılarına geçecektir.
  2. En Yakın Mirasçıların Tamamının Mirası Reddi Hâlinde

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun konuya ilişkin düzenlemesi şu şekildedir:

“En yakın yasal mirasçıların tamamı tarafından reddolunan miras, sulh mahkemesince iflâs hükümlerine göre tasfiye edilir. 

Tasfiye sonunda arta kalan değerler, mirası reddetmemişler gibi hak sahiplerine verilir.” (m. 612)

Normalde bu durumda tıpkı 611’ nci maddede olduğu gibi sanki bu mirasçıların tamamı ölmüş gibi mirasın daha uzak olan hısımlara intikali gerektiği düşünülebilirdi. Yasakoyucunun burada söz konusu terekeyi iflas hükümleri çerçevesinde tasfiye etme gerekçesi pratik bir çözüm arayışından kaynaklanmaktadır. Buna göre en yakın yasal mirasçıların tamamı tarafından reddedilen tereke, çok büyük olasılıkla borca batık bir tereke olacağından daha uzak akrabaların da bu terekeyi reddedecekleri bir varsayım olarak kabul edilmiştir. Her defasında bir kademe uzak akrabaya terekeyi havale edip neticeyi beklemek ciddi zaman kaybına neden olacağından yasakoyucu terekenin iflas hükümlerine göre tasfiyesinin uygun olacağını değerlendirerek bu yolda bir hüküm sevk etmiştir. Söz konusu tasfiye 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 180’nci maddesinin yollamasıyla, aynı kanunun 208-256’ncı madde hükümleri (iflasın tasfiyesi) çerçevesinde yapılır. 

“Reddolunan mirasların tasfiyesi sekizinci bap hükümlerine göre ait olduğu mahkemece yapılır. Terekenin resmen tasfiyesine dair Kanunu Medeni hükümleri mahfuzdur.” (İİK; m. 180)

Tasfiye işlemleri gerçekleştirildikten sonra geriye bir şey kalacak olursa bu kalan değer, sanki mirası hiç reddetmemişler gibi hak sahiplerine verilir. Mirasçıların bu payı da reddetme hakları vardır. Bu durumda TMK 611’ nci madde hükümleri uygulanır.

Altsoyun Tamamının Mirası Reddi Hâlinde

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun konuya ilişkin düzenlemesi şu şekildedir:

“Altsoyun tamamının mirası reddetmesi hâlinde, bunların payı sağ kalan eşe geçer” (TMK; m. 613)

TMK 611’ nci maddedeki genel hükmü hatırlayacak olursak, orada mirası reddeden kişi, sanki mirasbırakandan önce ölmüş gibi payı (ve elbette ret hakkı) varsa altsoyuna, yoksa yatay olarak diğer hak sahiplerine geçiyordu. Ancak eğer mirasbırakanın altsoyunun tamamı mirası reddetmiş ise artık torunların da reddedip reddetmeyeceği meselesi söz konusu olmaz. Bu durumda bunların payının tamamı sağ kalan eşe geçecektir. 

Bu durumu bir örnekle açıklamak gerekirse: (M) ölmüş geri de (E) isimli eşi ve iki oğlu (A) ve (B) kalmıştır. Diyelim ki A’nın bir kızı (K), B’nin de bir oğlu (C) vardır (torunlar). 

Şimdi bu örneği değişik ihtimaller çerçevesinde ele alalım:

  • Eğer (M)’nin her iki oğlu da, yani hem (A) hem de (B), mirası reddetmiş iseler, onların payı artık torunlar (K) ve (C)’ye geçmez. Hâliyle (K) ve (C)’nin mirası reddetmelerinin beklenmesi de söz konusu olmaz. (A) ve (B)’nin paylarının tamamı sağ kalan eş (E)’ye geçecektir.  (TMK m. 613 gereği)
  • Eğer (E), (A) ve (B)’nin üçü de mirası reddetseydi, bu durumda mirasın iflas hükümlerine göre resmen tasfiyesi söz konusu olacaktı. Yani yine (K) ve (C)’ye geçmeyecekti. (TMK; m. 612 gereği)
  • Eğer mirası sadece (A) reddetmiş olsaydı, bu durumda (A)’ sanki (M)’den önce ölmüş gibi kabul edilecek ve mirası (K)’ya geçecekti. (K)’nın da mirası reddetme hakkı vardır. (TMK; m. 611 gereği)

Sonra Gelen Mirasçılar Yararına Ret

Yukarıda miras bırakanın en yakınlarının tamamının mirası reddi hâlinde, mirasın iflas hükümleri çerçevesinde resmen tasfiye edileceğini (TMK; m. 612) anlatmıştık. Fakat eğer bu mirasçılardan en az birisi “Ben bu mirası reddediyorum, ancak benden sonra gelecek mirasçılara bu mirası kabul edip etmeyeceklerinin sorulmasını istiyorum” anlamına gelen bir kayıt düşerse, bu durumda kişi, sonra gelen mirasçılar yararına mirası reddetmiş olacaktır. Bu durumda kanun koyucu TMK 612’ nci maddedeki resmi tasfiye usulünün uygulanmasını uygun görmemiştir. Bir anlamda TMK 612 uygulamasına bir istisna getirmiştir. İlgili düzenleme şu şekildedir:

“Mirasçılar, mirası reddederken, kendilerinden sonra gelen mirasçılardan mirası kabul edip etmeyeceklerinin sorulmasını tasfiyeden önce isteyebilirler. 

Bu takdirde ret, sulh hâkimi tarafından daha sonra gelen mirasçılara bildirilir; bunlar bir ay içinde mirası kabul etmezlerse reddetmiş sayılırlar. 

Bunun üzerine miras, iflâs hükümlerine göre tasfiye edilir ve tasfiye sonunda arta kalan değerler, önce gelen mirasçılara verilir.” (TMK; m. 614)

Bu durumda sulh hukuk hakimi, söz konusu mirasçılara durumu bildirecektir. Bu mirasçıların, mirası kabul ettiklerini bir aylık süre içerisinde mahkemeye beyan etmeleri şarttır. Eğer sessiz kalırlarsa mirası reddetmiş sayılacaklardır. Bu durumda TMK 612’ nci maddedeki hüküm devreye girecek ve terekenin iflas yoluyla resmi tasfiyesi gerçekleştirilecektir.

  1. Vasiyet Alacaklısının Mirası Reddi Hâlinde

“Vasiyet alacaklısı” ile “atanmış mirasçı” arasındaki en önemli fark şudur: “Atanmış mirasçı”, ölüm ile birlikte külli halefiyet prensibi çerçevesinde başkaca hiçbir işleme gerek kalmaksızın hak sahibi olmaktadır. “Vasiyet alacaklısı” ise farklıdır. Bu kişi bir “alacak hakkı”na sahip olmaktadır. Kimden? Vasiyet borçlusundan (yükümlüsünden). Öyle ise vasiyet borçlusu (yükümlüsü) kavramının açıklığa kavuşturulması gerekir:

“Vasiyet alacaklısı, vasiyeti yerine getirme görevlisi varsa ona; yoksa yasal veya atanmış mirasçılara karşı kişisel bir istem hakkına sahip olur. 

Bu alacak, tasarruftan aksi anlaşılmıyorsa vasiyet yükümlüsünün mirası kabul etmesi veya ret hakkının düşmesiyle muaccel olur. 

Vasiyet alacaklısı, yükümlülüğünü yerine getirmeyen vasiyet yükümlüsüne karşı, vasiyet edilen malın teslimini veya hakkın devrini; vasiyet konusu bir davranış ise, bunun yerine getirilmemesinden doğan zararın giderilmesini dava edebilir.” (TMK; m. 600)

Yukarıda yer verilen düzenlemenin ilk fıkrasından açıkça anlaşılacağı üzere eğer mirasbırakan belli bir kişiyi (mirasçılardan birini) vasiyeti yerine getirmekle görevlendirmiş ise, vasiyet alacaklısı söz konusu talebini ona yöneltecektir, bu durumda vasiyet yükümlüsü de odur. Yok eğer mirasbırakan genel bir vasiyette bulunmuş ise, vasiyet alacaklısının bu talebi yasal ve atanmış mirasçıların tamamına yöneltilir, yani tamamı vasiyet yükümlüsü olur.

Bu temel girişten sonra konumuza yeniden dönecek olursak, eğer vasiyet alacaklısı bu vasiyeti reddederse ne olacaktır? 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun konuya ilişkin düzenlemesi şu şekildedir:

“Vasiyet alacaklısının vasiyeti reddetmesi hâlinde, mirasbırakanın arzusunun başka türlü olduğu tasarruftan anlaşılmadıkça, bu redden vasiyet yükümlüsü yararlanır.”

Bu durumda eğer belli bir vasiyet yükümlüsü belirlenmiş ise, bu redden o yararlanacak; yok eğer belirlenmemiş ise yasal ve atanmış mirasçıların tamamı yararlanacaktır.

Mirasın reddi halinde alacaklıların durumu (Alacaklılara zarar vermek amacıyla mirasın reddi)

İki grup alacaklı vardır ki, mirasın reddinden olumsuz etkilenmeleri mümkündür. 

  1. Mirası reddeden mirasçının alacaklıları
  2. Mirasbırakanın alacaklıları

Kanun koyucu birinci gruptaki alacaklıları TMK 617’nci madde hükmü ile ikinci gruptaki alacaklıları ise TMK 618’ inci madde hükmü ile koruma altına almıştır. Öyle ise konuyu iki alt başlık hâlinde incelemek gerekir.

Mirası Reddeden Mirasçının Alacaklılarının Korunması

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun konuya ilişkin düzenlemesi şu şekildedir:

“Malvarlığı borcuna yetmeyen mirasçı, alacaklılarına zarar vermek amacıyla mirası reddederse; alacaklıları veya iflâs idaresi, kendilerine yeterli bir güvence verilmediği takdirde, ret tarihinden başlayarak altı ay içinde reddin iptali hakkında dava açabilirler. 

Reddin iptaline karar verilirse, miras resmen tasfiye edilir. 

Bu suretle tasfiye edilen mirastan reddeden mirasçının payına bir şey düşerse bundan, önce itiraz eden alacaklıların, daha sonra diğer alacaklıların alacakları ödenir. Arta kalan değerler ise, ret geçerli olsa idi bundan yararlanacak olan mirasçılara verilir.” (TMK; m. 617)

Bu maddenin uygulanması için şu şartlar gereklidir:

  1. Mirası reddeden mirasçının malvarlığı borcuna yetmeyecek durumda olmalıdır.
  2. Mirası alacaklılara zarar vermek maksadıyla reddetmiş olmalıdır.
  3. Alacaklılara ya da iflas dairesine yeterli güvence verilmemiş olmalıdır.
  4. Ret tarihinden itibaren 6 ay içinde reddin iptali davası açılmalıdır.

Bu dava mirasbırakanın son yerleşim yeri (HMK; m. 11/1-b) Asliye Hukuk Mahkemesi’nde (HMK; m. 2) açılacaktır. Mirasın reddi işlemi iptal edilirse miras resmen tasfiye edilecektir. 

Tasfiye sonucunda mirası reddeden kişinin payına ne düştüğüne bakılır. Bu paydan önce itiraz eden alacaklıların, sonra diğer alacaklıları payı ödenir. Artan bir şey kalırsa o da mirasçının kendisine teslim edilmez. Ret geçerli olsa idi, bundan yararlanacak olan diğer mirasçılar kim ise onlara verilir.

Vasiyet alacaklısının mirası reddetmesi hâlinde onun alacaklıları bu madde hükmünden yararlanamazlar. Onlar İİK 280’inci maddesi hükümleri çerçevesinde tasarrufun iptali davası açabileceklerdir.

Mirasbırakanın Alacaklılarının Korunması

Genel kural mirası reddeden mirasçıların mirasbırakanın borçlarından sorumlu olmamalarıdır. Zaten mirasın reddi müessesesinin temel mantığı da budur. Ancak kimi durumlarda kişiler borçlu oldukları hâlde malvarlıklarını mirasçılarına sağlıklarında devredebilmektedir. Bu kişinin öldüğünü, mirasçıların da mirası reddettiğini varsayalım. Bu durumda mirasbırakanın terekesinde neredeyse borçtan başka hiçbir şey kalmamış olacağından alacaklılar bu durumdan mağdur olabileceklerdir. İşte bu durumu öngören kanun koyucu mirasbırakanın ölümünden evvelki 5 yıl içerisinde mirasçılarına yapmış olduğu kazandırmaları iadeye konu etmiştir.

Özetle söylenen şudur: “Madem mirası reddediyorsunuz, öyleyse mirasbırakanın daha ölmeden size dağıttığı şeyleri iade edin!”  

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun konuya ilişkin düzenlemesi şu şekildedir:

“Ödemeden âciz bir mirasbırakanın mirasını reddeden mirasçılar, onun alacaklılarına karşı, ölümünden önceki beş yıl içinde ondan almış oldukları ve mirasın paylaşılmasında geri vermekle yükümlü olacakları değer ölçüsünde sorumlu olurlar. 

Olağan eğitim ve öğrenim giderleriyle âdet üzere verilen çeyiz, bu sorumluluğun dışındadır. 

İyiniyetli mirasçılar, ancak geri verme zamanındaki zenginleşmeleri ölçüsünde sorumlu olurlar.” (TMK; m. 618)

Ancak şu hususlara dikkat etmek gerekir:

  1. Bu hüküm zaman bakımından sınırlıdır. Ölümden önceki 5 yıllık kazanımlar iadeye konu edilir.
  2. Bu hüküm konu bakımından sınırlıdır. Olağan eğitim ve öğrenim giderleriyle âdet üzere verilen çeyiz iadeye konu edilmez.
  3. Bu hüküm kapsam bakımından sınırlıdır. İyiniyetli mirasçılar sadece geri verme zamanında ellerinde bulunan zenginleşme ölçüsünde sorumludur. Yani ellerinden çıkmış ya da tüketilmiş olan kazandırmaları tazmin ile yükümlü olmazlar. Buna karşın bu kazandırmanın alacaklılardan mal kaçırma kaygısı ile yapıldığını bilen kötüniyetli mirasçılar (bu durumu ispat etmek alacaklılara düşer) kendilerine yapılan kazandırmanın tamamından sorumlu olacaktır. 

Mirasın Hükmen Reddi Davasının İcra Takibine Etkisi

Uygulamada vatandaşlardan sıkça “Mirasın Hükmen Reddi Davasının İcra Takibine Etkisi Nedir? diye sorulmaktadır. Bu sebeple başlığı bu şekilde yazdık. Oysa mirasın hükmen reddi bir dava türü değildir. Hatta bir irade beyanı bile değildir. Tereke borca batık ise kanun gereği miras kendiliğinden reddedilmiş sayılmaktadır. 

Ancak tereke borca batık olduğu hâlde mirasbırakanın alacaklıları mirasçılar aleyhinde icra takibi yahut alacak davası açma yoluna gidebilmektedir. Bu gibi dava ve takipler karşısında ellerinde kesin bir delil bulunmasının faydalı olacağına inanan mirasçılar –yasal olarak mecbur olmadıkları hâlde- terekenin borca batık olduğunu ve mirasın hükmen reddedilmiş olduğunun tespitini isteyebilirler. Uygulamada bu husus tespit davası ile gerçekleştirilmektedir. Bu dava herhangi bir zamanaşımı veya hak düşürücü süreye tâbi değildir.  

Bu dava neticesinde alınacak karar alacak davaları ya da icra takiplerinde kesin delil olarak sunulabilecektir.

Ayrıca mirasın hükmen reddi hâlinin cebri icra ve alacak davalarında bir “itiraz” (def’i değil) sebebi olarak ileri sürülmesi de mümkündür.

MİRASIN HÜKMEN REDDİ HAKKINDA ÖZETLE;


1- Ülkemiz hukuk sistemine Medeni Kanun’un kabulüyle giren mirasın reddi, temelde mirasçıları koruyucu, mirasbırakanın borçlarını ödememek istememeleri halinde mirasa külli halef sıfatından kurtarıcı bir düzenlemedir. Ancak mirasçılar diledikleri takdirde, hiçbir borcu bulunmayan mirası dahi reddedebilirler.


2- Özel olarak borca batık terekenin mirasçıları hakkında uygulanan bir yol olarak mirasın hükmen reddi, sonuçlarını mirasbırakanın ölümü anında kendiliğinden doğuran bir red lehine karinedir. Roma Hukuku’ndan bugüne kadar bizim de dâhil olduğumuz Kıta Avrupa’sı hukuk sisteminde kabul edilmiş olan mirasın külli intikali prensibinin de bir istisnasını teşkil etmektedir.

3- Hükmen reddin uygulanabilmesi için terekenin pasiflerinin aktiflerini aşmış olması, yani borca batık olması gerekir. Bu şart kanunda mirasbırakanın ödemeden aczi olarak tanımlanmıştır. Aciz halinin mevcudiyeti ile birlikte bu aczin mirasbırakanın yakın çevresi ve mirasçıları tarafından bilinmeli ya da ödemeden aczinin resmi yollardan tespit edilmiş olmalıdır. Eski kanundaki terekenin borca batıklığının sabit olması yeterli görülmeyerek, resmen tespit
zorunluluğu kabul edilmiştir.


4- Borca batık da olsa terekenin mirasçılar veya mirasçılardan biri tarafından kabulüne engel yoktur. Bu kabul terekenin iflas usulüyle tasfiyesi sürecinin sonuna kadar yapılabilir.


5- Terekenin açıkça kabul edilmesi gibi, örtülü bazı yollardan kabul edilmiş sayılması da hükmen reddi talep hakkından mahrumiyete sebep olmaktadır. Mirasçılar, terekenin olağan idaresinin gerektirdiği iş ve işlemlerin ötesinde davranışları ile mirası kabul etmiş sayılabilirler. Bu konuda birçok örnek geliştirilmesi mümkündür. Terekenin olağan idaresinin gereklerinin aşılması hakkında mirasçıların maksadı, genel hayat tecrübeleri ve MK m.2’deki dürüstlük kuralı dikkate alınmalıdır. Ancak somut olaya göre hak ve nesafet gerektiriyor ise, mirasçının terekeyi zımnen kabul etmiş olduğuna
hükmedilmelidir. Yani üçüncü kişiler ile miras bırakanın alacaklıları mirasçının mirası kabul ettiğini düşünmekte haklı sayılabilecekler ise, bu halde terekenin zımnen kabul edildiği düşünülmelidir. Kanun, tereke mallarını sahiplenme veya gizleme sebepleriyle de mirasçıların terekeyi kabul etmiş olacaklarına hüküm getirmiştir. Bu halde mirasçılar bir nevi haksız fiil de ika etmiş olabilmektedirler. Miras bırakanın ölümü sonrasında devam eden sahiplenme veya gizleme fiilleri ekonomik değeri haiz değerler bakımından mirasın kabulü neticesini doğurmalıdır.

6- Mirasçıların, mirasbırakanın ölümü ile hak kazandıkları emekli, dul, yetim aylığı destekten yoksun kalma tazminatı, manevi tazminat gibi bir kısım kanundan doğan hakları, tereke dışında kalmaktadır. Bu tereke dışı haklardan istifade etmek mirası kabul anlamı taşımamaktadır. Bu hususta uygulama ve doktrinde görüş birliği mevcuttur.

7- Mirasın hükmen reddedilmiş olduğu hakkında tereke alacaklılarına karşı açılabilecek müstakil davaların genel yetkili olan davalı alacaklıların ikamet ettikleri sulh hukuk mahkemesinde açılması gerektiği görüşü hem Yargıtay hem de doktrinde çoğunlukla benimsenmiştir. Ancak görüşümüz bu davaların mirasbırakanın son ikametgâhının bulunduğu sulh hukuk mahkemesinde açılması gerektiği yönündedir.


8- Mirasçılar müstakil dava ile hükmen reddi tespit ettirmemiş iseler de, aleyhlerine açılacak davalarda ve icra takiplerinde mirasbırakanın alacaklılarına karşı hükmen red savunmasında bulunabilirler. Açılmış davalara itiraz şeklinde yapılacak bu savunmalar, ön mesele olarak halledilir. İcra mahkemelerinde görülen davalarda yapılan hükmen red savunmaları ise bekletici mesele yapılır; ki bu, kanunen icra mahkemelerindeki tek bekletici mesele uygulamasıdır.

9- Eğer mirası kabul eden veya kabul etmiş sayılan bir mirasçı dahi yoksa, hükmen reddin tek bir sonucu bulunmaktadır. Bu halde, hükmen red karinesi tüm mirasçıları kapsar ve en yakın mirasçıların tümünün mirası reddetmiş olması halindeki gibi, tereke iflas usulüne göre sulh hukuk mahkemesi tarafından tasfiye edilir.


10- Terekenin iflas usulü ile tasfiyesinde mirasbırakanın alacaklıları tatmin edilir de, terekeden arta kalan başkaca değerler olursa, vasiyet alacaklıları varsa öncelikle onlara dağıtım yapılır. Ardından da bir değer kalır ya da vasiyet alacaklısı zaten yoksa, tasfiye bakiyesi esasen mirasçı olması gereken hak sahiplerine bırakılır.


11- Dileğimiz bu çalışma sonrasında yeni başka araştırmalarla da mirasın reddi ve hükmen reddi konularının detaylandırılması; uygulamacılara yol gösterici eserler çıkarılmasıdır. Eksikleri muhakkak olan çalışmamızı sürekli yenileyerek ve geliştirerek de bu yöndeki katkımızın artarak devam etmesi temennisini taşıyoruz.

Mirasın hükmen reddi hakkında bilgi almak için iletişim bilgilerinde yer alan telefonu arayabilir veya whatsapp iletişim hattını kullanabilirsiniz.

“MİRASIN REDDİ (MİRASIN HÜKMEN REDDİ)” için 1 yorum

  1. Merhaba. Babam 10 ay önce vefat etti. Mirasın hükmen reddi davası açmak istiyorum. Babam borca batık. Üzerimde de bununla ilgili icra gözüküyor. Babamın bir arsası var ve bildiğim kadarıyla arsanın üzerinde de icra var. Bununla ilgili bilgi almak için veraset çıkarmak istiyorum. Veraset çıkardığım zaman mahkeme Red gelir mi? (Veraset çıkardığım zaman mal varlığını kabul etmiş olurmuyum?)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir